19 Kasım 2013 Salı

Cennetten Kovulma Seremonisi

Hepimiz cennetten kovulduk. Kimse kendi isteğiyle feragat etmedi sonsuz iyilik ve güzellikten. Şimdi ise tek gayemiz, yeniden geri dönebilmek, suratımıza kapatılan o kapılara. Ama artık o kapılarda, bizim gibi bertaraf edilen bekçiler beklemekte. Sayıları o kadar fazla ki, sizi kendi cehennemlerinde zapt edip, cenneti arındırıyorlar sözde. 

Kim veriyor bu arındırma yetkisini, bu hadsizlere? Almadan vermenin, Yaradana ait bir lütuf olduğunu kimse söylemedi mi bu gafillere? 

Canım acıyor böyle insanları gördükçe çevremde. Ahlak kumkumaları, namus abideleri, doğru söz bekçileri, sadakatin timsali, iyiliğin kanatsız melekleri, kuralların ilk maddesi, gıybetin süt kardeşi, kem gözün yegane enerjisi, dev aynaların daimi kırıcıları, egonun dış sesi, en ağır mahkemelerin yargıcı bu caanım insanlar. 

İslam inancına göre, insanların omuzlarında Münker ve Nekir melekleri bulunmakta, ve son nefesimize kadar bu melekler amel defterimize günah ve sevaplarımızı yazmakta. Bırakın arkadaş, Allah'ın görevlendirdiği, insandan daha yüce olan melekler işini yapsın benim sevabım, günahım senin boynunun borcu olmasın.

Hadi sen de melekleri kıskandın, onlar kadar pür-i paksın. Ne diye kuş kadar aklınla, Sokrates'in kurduğu 'Ahlak Felsefe'sine bulaşırsın? Hemde 'ahlak' namzeti hamurunda yokken. 

Ütopik şeyler düşünüyorum bu günlerde. Herkesin pozitif, enerji dolu, sevgiyle bakabilen gözlere sahip olduğunu hayal etmek, ne menem bir arzu. 

Aaa bu arada, Karacaoğlan'ın dediği gibi; 
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur. Herkes ateşini buradan götürür.  
Bırakın elinizdeki baltaları, satırları, kendi ateşinizi götüreceksiniz diye kıymayın bu insanların gönlünde yeşeren sevgi ağaçlarına, dostluk fidanlarına.

16 Kasım 2013 Cumartesi

İZMİR YEMEKLERİNİ ETİMOLOJİ ve ANLAM AÇISINDAN İNCELEME

İZMİR YEMEKLERİNİ ETİMOLOJİ ve ANLAM AÇISINDAN İNCELEME
İZMİR’İN TARİHÇESİ 
İzmir, eski adı ile Smyrna, Ege bölgesinde yer alan Türkiye’nin üçüncü büyük şehridir. Birçok uygarlığın yaşadığı ( İyonlar, Lidyalılar, Asurlular vb) liman kentidir. Coğrafi özelliğinin birçok yere göre daha elverişli ve verimli olması, denizcilikle ilgilenen uygarlıkların adeta meskeni olmuştur. Zamanla coğrafi göçün bir sonucu da, değişik kültürlerin İzmir’de hüküm sürmesidir.(Levantanler, Rumlar, İtalyanlar vb.) Kültürel bu zenginlik hala İzmir’de hüküm sürmektedir. Kıyı kenti olmasından dolayı, denizcilikle uğraşmış ve diğer denizcilikle uğraşan kültürlerle etkileşim içerisinde kalmıştır. Karşı yakasında Yunanistan’ın bulunması, ortak kültür izlerini hala görmemize neden olmaktadır. Bu etkileşim, daha önceden de adını saydığım kültürlerle de gerçekleşmiş ve İzmir’in hamuruna mayalanmıştır. Bu mayadan hala İzmir halkı karnını doyurmakta ve yeni yeni tatlar elde etmektedir. 
‘İZMİR’ KELİMESİNİN KÖKENİ
“İzmir” kelimesi, Eski İyon Lehçesi'nde Smyrne, Atina Lehçesi'nde ise Smyrna diye yazılırdı. Bugünkü Hellenler bu kentin adını Zmirni biçiminde telaffuz etmekte, son yıllarda Antik Efes kenti civarında da bu adla anılan bir köy yerleşimi izlerine rastlanmıştır. Olasılıkla İzmir'den Efes'e giden bir kraliçenin adını yerleştikleri köye de koydukları düşünülmektedir ki bununla ilgili bilgilere eski kaynaklarda da rastlanmaktadır.
“Smyrna” sözcüğü Yunanca değildir. Ege Bölgesi'ndeki birçok yerleşim adı gibi Anadolu kökenlidir. MÖ 2000'in başlarına ait Kültepe (Kayseri) yerleşiminden kalan bazı tablet metinlerinde Tismurna adına rastlanmaktadır. Tismurna'daki ti bir ön ek olup büyük olasılıkla bir kişi ya da bir yer adını belirtmektedir. Hellenler ya da Bayraklı Höyüğü’nü mesken tutanlar da bu ön eki atıp kente Smyrna demişlerdir. (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0zmir)
 ETİMOLOJİK ve ANLAM AÇISINDAN İNCELENEN YEMEKLER
ET YEMEKLERİ
Arnavut ciğeri: İzmir yöresinde yemek ve meze olarak yapılan, Rumlardan veya Arnavutlardan geçtiği düşünülen etli bir yemektir.
Arnavut: ( arvanid-arnavud) Arnavutluk çevresinde yaşayan bir halk.
-Yun: arvanitis bir kavim adıdır.
-EYun: itosarbanios/ abran şeklinde görülür.
Batı dillerinde, Olat Albanus biçiminin türevleri kullanılır.
Türkçe sözcük -v/-n metatezi ve /-v/sesi etkisiyle ünlü yuvarlaklaşması gösterir.
Ciğer: Far. Cigar 
Far: cigar-ciger-ciğerpare
1. Akciğerle karaciğerin ortak adı.
2. Hayvanlarda, akciğer, yürek ve karaciğerin oluşturduğu takımın adı.
3. Yürek iç. 
Bu yemek iki adın birleşmesinden oluşmuş sözcüktür. İki farklı sözcük birleşip yeni bir sözcük oluştururken kısmen anlamlarını korumuştur. Arnavut, burada bir ırk, topluluk olarak ifade edilirken, ciğer ise, hayvan organı, yenilebilir besin olarak karşımıza çıkmaktadır.
Burada herhangi bir Arnavut’un yani insan ciğerinden bahsedilmemiştir.
Bu yemeğe; İzmir, Van- Erciş’te rastlamaktayız. Diğer yörelerde de bilinmekle birlikte. Bu iki şehir yemeğin mimarıdır.
Sakız Yahnisi: Soğanlı yahni.
Sakız: Bazı ağaçların ve özellikle sakız ağacının kabuğundan sızan, çiğnendiğinde yumuşayan hoş kokulu, beyaz reçine.
-Tkm sakız. Türkmenler, sakgıç biçiminde kullanır.  –TakK sağıs, sağız. –Bşk hağız. Başkurtçada baştaki s-‘nin h’ye çevrilmesi kuraldır. Eski Türkçeden başlayarak kullanılır. Orta Türkçede, sağız- sakız biçimleri geçer. Eski Kıpçakçada da sakız olarak kullanılır. 
Hak sağıs. –Alt, Tel sa ɳıs. –Tel saɳ ‘reçine’. Teleütçede saɳ biçimi yanında saɳıs olarak kullanıldığı da göze çarpıyor. O bakımdan saɳ biçimi kontrole muhtaçtır. –Şor, Tel sağıs. –Yakutçada baştaki s- düşmüştür. Türkçede sal> Yakutça âl, Türkçede söğüt > Yakutça üöt örneklerinde olduğu gibi. –Çuv suxar. Çuvaşçada sondaki –z’nin –r’ye çevrilmesi kuraldır. Türkçe sekiz> Çuvaşça sakkâr örneğinde olduğu gibi.  
*Bkz. Hasan Eren
  Eski  Türkçeden başlayarak kullanılır. Orta Türkçede sağız, sakız biçimkeri geçer. Eski Kıpçakçada da sakız olarak kullanılır.Kökünü bilmiyoruz. Farsça, saqıç biçimi Özbekçeden alınmıştır. (Doerfer: TMEN 1249, 1253; TLT 238). 
Yahni: Kavrulmuş soğan ve salça ile pişirilen, sade veya sebzeli et yemeği.
-Far: yahni. Arapça (Suriye): yahne ( Farsçadan alınmıştır.)
Bulgarca: jaxnija ve Sırpça, jahnijai janija biçimleri, Türkçeden geçmiştir.
İçerisinde damla sakızı bulunduğu ve Türk yemeklerinin arasına Rum ya da Yunanlılardan geçtiği tahmin edilen bu yahniye, sakız yahnisi denmiştir. ( Rasanen: V 178-179; Miklosich: TE 314; Skaljic: Turc 395; Doerfter: Tmen 1830. 
Sadece İzmir’e özgü bir yemektir. Başka hiçbir yörede görülmemekte.
OTLAR
Arapsaçı: Dere otu ve eğrelti otuna benzeyen, kendine has kokusu olan ve yenilebilen bir çeşit ottur.
Arap: Ar. 1.(arab) Orta Doğu ile Kuzey Afrika’nın büyük bir bölümünde yaşayan, halk ve bu halkın soyundan olan kimse.
2.sf: Koyu, esmer.
Saç: Baş derisini kaplayan kıllar. Ana Türkçe yada Proto Türkçe. 
Deyim aktarması ile oluşmuş bir sözcüktür.
Arap  + saç  + ı 
Belirtisiz ad tamlaması biçiminde kurulmuştur.  
*Bkz. Nişanyan Sözlük- İnternet
Börülce: TTÜ= ‘böğrülce.’ Bir çeşit fasülye
böğülce-  bögür+ce /çe şeklinde görülebilir.
Türkçe, böğür’den geldiği anlaşılıyor.
An . Ağl: Bögülce, bogülce, bögce, böğürce, bölce, bölcen, börçe, börgüce,börüre, börüücek, bövülce, börügüç, böyrüce, bolce, böğrükara. Kullanım şekillerine rastlıyotuz.
İzmir’deki kullanımı genel olarak, ‘ Deniz börülcesi’ olarak geçmektedir.
Yerel ağızlarda da böğrü kara ( karnıkara ve yanıkara ) adlarıyla da anılır. 
Ebegümeci/ Ebegömeci: Ebegümecigillerden, mor renkli, çiçekleri ilaç, yaprakları sebze olarak kullanılan, kendiliğinden yetişen,  bir bitkidir.
Kullanıldığı yöre ve şehirlerde ise farklılıklar göstermektedir.   
Ebe:  
1. İsim Doğum işini yaptıran kadın. 
2. Büyükanne, nine 
3. Genellikle çocuk oyunlarında baş olan, diğer çocuklara veya gruba karşı cezasını çekmek ve bundan kurtulmak için tek başına bütün sorumluluğu üzerine alan çocuk, oyun ebesi.  
Gömeç/ gümeç:
gömeç  
  Fr. Vulve
BSTS / Tıp Terimleri Kılavuzu
gömeç
Bal peteği.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğ
gömeç
1. Ebegümeci. 2. Bir çeşit papatya. 3. Bir çeşit erik.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğ


gömeç
Değirmen taşını döndürmek için suyun üzerine aktığı kaşıkların bağlı olduğu yuvarlak ağaç: Değirmenin gömeci kırılmış.
Türkiye Türkçesi Ağızlar Sözlüğ
gömeç
Doğudan esen rüzgâr.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğ
gömeç
1. bk.gömbe (I)-1. 2. Yağda kızartılmış sıcak ekmek.
Türkiye Türkçesi Ağızları Sözlüğ
Tü ebe + Tü gömeç/gümeç 1. çörek, börek, 2. arı peteği
Birleşik bir sözcüktür. İki adın birleşmesinden oluşmuştur. 
Ebegömeci:
Kundalı,Yalvaç, Isparta
Yeşilova, Burdur
Susurluk, Balıkesir
Güzelsu,Akseki ,Antalya
Düzce,Bolu
Samsun
Tokat ve çevresi
Ebegümeç:
Aliköy, Çaycuma, Zonguldak
Ebe kömeci:
Uluşiran ,Şiran, Gümüşhane
Kars ve köyleri
Ebemkömesi:
Yozgat
Ebomeç:
Ermenek,Konya
Ebuğmeci:
Niğde
Eligümeç:
Kırcaklı, Nazilli, Aydın
Evenkövenci:
Iğdır,Kars
Isırgan: Isırgangillerden, her tarafı sert tüylerle kaplı, tüyleri kırıldığında karınca asidi denilen çok kaşındırıcı bir madde çıkartan bit ot. ( Urtica)
Isır+ gan
OT. (DLT) ‘ısırgun’= çok ısıran
An.ağl.= ısırgu olarak görülmektedir. Buradaki, ‘ ısır’ fiili, dokunarak teni acıtmak veya kaşındırmak, dalamak anlamındadır.
Çalkan: Kırg. (<çal- ‘dala’)
Çakkak: Uyg
Çalkançak: Tiştankey. Alt. (Moğol, tişten= ısırmak)
Gicitiken: Az.
Kıçıtkı ot: Özb.
Kisitkön: Bşk.
Çitçiti: Trkm 
Cibez: 1.Lahana filizi. 2.Sütlü mısır ( Sinop)   
*Bkz.Gülensoy, 2007
Cibez Turpgiller familyasına aittir. Ülkemizde Ege bölgesinde yetişir. Aslında lahananın ve karnabaharın kesilip toplanmasından sonra toprakta kalan köklerinden büyüyen bir bitkidir. Dış görünüşü ile marulu andırır. Salatası ve zeytinyağlı yemeği yapılır.
Sadece ot olarak İzmir’de yemeğinin ve salatasının yapıldığını ve adının bilindiğini görmekteyiz.
Görüldüğü yerler: İzmir ve özellikle, Turgutlu- Manisa 
*Bkz. Gülensoy,2007
Kenger: 
Far: kangar’ a kind of artichoke’.
Bulgarca ginger Türkçeden alınmıştır. ( BER 1: 243). 
Bernard: LB 9: 83-84
Kerkük bölgesinde de, kenger’e rastlıyoruz.  
*Bkz, Hasan Eren
Yaban enginarı, eşek dikeni. Yerel ağızlarda kengel ‘ eşek dikeni’, çengel ‘yaban enginarı’, genger, gengel ‘dikenli bir çeşit bitki, deve dikeni, eşek dikeni’ olarak da geçer. Kenger sütünden yapılan bir tür sakıza, ‘kenger sakızı’ denir. Ağızlarda, kenger sakızının yanında, çengel sakızı biçimi de kullanılır. İzmir’de genellikle enginar yemeklerine verilen bir addır.
Hindiba: Kazık köklü, mavi çiçekli, çok yıllık ve otsu bir bitki. (Cichorium endivia)
Yerel ağızlarda hindiba yerine, güneğik adı kullanılır.
Ar: hindiba, endive.
Kıpçak alanında hindibaya, katağan adının verildiğini biliyoruz. Bu ad Macarcada katang olarak saklanmıştır. 
( Eren: MNy 39:20-24; AOH 30: 146). Bk. Ligeti: TörK 310; Brockelmann: OGM 53. ( katırgan biçimi yanlıştır); Menges: UAJb N.F.3:140 
Eren: MNy 39:23.
Genellikle yazıldığı gibi söylenmeyen bu yemeğin adı, ğ- sesi eklenerek, hindibağ şeklinde teleffuz edilir.
Kuş otu: Buğdaygillerden küçük taneli bir bitkidir. 
Kuş: 
1. İsim, hayvan bilimi Yumurtlayan omurgalılardan, akciğerli, sıcakkanlı, vücudu tüylerle örtülü, gagalı, iki ayaklı, iki kanatlı uçucu hayvanların ortak adı.  
2.  Acemi er 
Ot:  
1.İsim, bitki bilimi Toprak üstündeki bölümleri odunlaşmayıp yumuşak kalan, ilkbaharda bitip bir iki mevsim sonra kuruyan küçük bitkiler. 
2. Sıfat Bu bitkilerle yapılmış veya bu bitkilerle doldurulmuş. 
Kuş+ot+u 
Şeklinde oluşmuştur.  
*Bkz. TDK’nın Güncel Türkçe Sözlük
Buğdayın küçük olmasından ve kuş yemine benzetilmesinden dolayı bu adı almıştır. İki adın birleşmesinden ötürü, yeni bir sözcük ve kavram oluşmuştur. Birleşik sözcüktür. 
Lüleburgaz ve Kırklareli’nde görülür.
İzmir yöresinde, yemeği ve salatası yapılır.
HAMUR İŞİ
Boyoz:  İzmir'e özgü bir tür poğaça.  Ladino boyoz [çoğ.] < Ladino boyo = İsp bollo küçük ve yuvarlak hamurişi, çörek << Lat bulla yuvarlak nesne, kabarcık, top → boyler
Boyoz, İzmir dışında ( illeri ve ilçeleri de dahil) hiçbir yerde bulunmayan ve bilinmeyen bir tür poğaçadır.
Kirde: Far: girde. Bulgarcaya kirde olarak geçmiştir.
 Saçta pişirilen ince ekmek. Yerel ağızlarda girde biçimi de kullanılır. Eski kaynaklarda ‘kirde’olarak geçer.
Kütahya yöresinde de görülmektedir.  
(*Bkz. Hasan Eren)
Gevrek: (gevre-k)
1. Mısır ya da buğday ununun kaymakla yoğrulmasıyla yapılan bir çeşit ekmek.
2. Simit yada bir tür ekmek.
An.ağl: Krş.Zaza. gewrek. Beyazımtırak, gri, kumral.
Ar: Şavşat denir. Sadece İzmir’e özgü bir kullanımı vardır. Türkiye’de ‘simit’ diye bilinen bu hamur işine, İzmirliler gevrek der. 
(DS XII. Cilt 6- İnternet)
Şevket-i bostan: Yaprak ve kökleri yenen otsu bir bitki, cnicus benedictus.
İzmir’de yemekleri yapılır ve başka yörelerde ( Ege bölgesi hariç) rastlanmaz.
Şevket: Ar şawka
 Arapçadır. Büyüklük, ululuk, yücelik, heybet. (TDK)  
Bostan:  Fa būstān Farsçadır. 
1. İsim Sebze bahçesi 
2.Kavun karpuz tarlası. 
3.Kavun ve karpuza verilen ad. 
*Bkz. TDK’nın Güncel Türkçe Sözlük
Arapça sıfat olan, şevket kelimesi, bitkinin buyu ve görüntüsü itibariyle ad aktarması yoluyla dilimize geçmiştir. –i harfi Arapça tamlayan ekidir. ( Büstan-ı bostan)


Pişi: Mayalı hamurdan yapılan, ağda kızartılarak pişirilen bir tür yiyecek.
< biş- i
An.ağl: pişe, pişek, pişek, pişi, pişinti.
Piş miş: Tarhana hamuru.
Pişi: Az.
Pişme: Trkm
=bavırmak: Bşk
Bavırsak: Kzk. TatK.
Boorsok: Kırg
Bağırsak:Özb
Boğursak: Uyg  
*Bkz. TDK’nın Türk Lehçeleri Sözlüğü- internet

TATLILAR
Akıtma: Un, süt, yağ, yumurta, şeker veya pekmezle yoğrularak, cıvık bir duruma getirilen hamurun, kızgın bir saç üzerinde pişirilmesiyle yapılan bir tatlı türüdür.
Köken açısından da incelersek, akıtma adının niçin bu tatlıya verildiğini daha iyi anlayabiliriz.
Ak     -ı     -t     - ma 
e.k   b.ü     e.e          e.a
(-ma), mastar ekini nesne adlarında da görürüz. Bir kısım yiyecek adları da bu ekle kurulmuştur.
Akıtma tatlısının görüldüğü şehir ve yöreler:
Sofular, Eğirdir,Isparta,Devri, Bucak,Burdur,Hamzabali,Bozdoğan,Aydın,Dikili, İzmir,Turgutlu,Manisa,Demirkapı, Susurluk,Bandırma, Balıkesir,Safranbolu, Zonguldak,Tekirdağ,Bursa. 
 *Bkz. Türkiye Türkçesi Ağızlar Sözlüğü- İnternet
Lâlanga: Yağda kızartılarak, üzerine şeker veya şerbet dökülen bir hamur tatlısı.
Rumcadır. ‘Art Pfannkuchen’
Bulgarca l(ae)langa biçimi Türkçeden alınmıştır.
Ezine, Kıbrıs köyleri ve Urla- İzmir’ de görülmektedir.
Revani: (revġanīn) Hamuru yağla yoğrulmuş ekmek, çörek.  
*Bkz. Gülensey Tuncer
Revġanī a.a.  Fa ravġanī : Bir tür tereyağlı tatlı, tereyağında pişen her şey < Fa ravġan  : Yağ, özellikle tereyağı veya sadeyağı << OFa (Orta Farsça, Pehlevice ve Partça dahil, M.S 0-7. Yy) rōgn a.a. = Ave raoγna- a.a. << HAvr( Hint-Avrupa anadili)  *reugh-men süt kaymağı, krema. Aynı kökten karş. Alm rahm (süt kaymağı, krema).   
*Bkz. Nişanyan Sözlük- İnternet
BALIK-BAKLİYAT
Barbunya/ Barbun : 1. Kırmızı pullu, beyaz etli, kemikli bir balık. ( Mullus barbatus)
2.Taneleri yuvarlak oval veya yassı, kırmızı benekli bir çeşit fasülye.
Ağızlarda, ‘barbun’ çeşidi de kullanılır.
Rumca: Mullus barbatus’tur. M.Surmuletus yoluyla, İtalyanca, ‘barbone’ den alındığı anlaşılıyor.
Yun: barbunia.  Yunancada bir balık türüdür.
İt: barbone (koca sakal) anlamı taşımaktadır.
Fr: barbe.  İng: beard.  Alm: bart. Aynı kökten gelen cümlelerdir.
Barbunya ya da barbun, turuncu veya kırmızı renkli ve benekli bir bitkidir. Bir balığa ad olmasının nedeni, rengi ve benekleri yüzünden benzemesidir.
Ya da bunun tam tersini düşünerek, barbunya/ barbun bitkisinin renk ve şekil itibariyle barbun/barbunya balığına benzemesi olarak adlandırabiliriz. İkinci anlamı ise, dilimizde oluşmuştur. 
Yemeği ve salatası yapılan bir çeşit bitkidir.
Sarıcaeli- Çanakkale’de de görülür.
*Bkn. Nişanyan Sözlük- İnternet

 SONUÇ   
     Aslında burada belirlediğim yemekler, İzmir’e özgü ve İzmir için en vazgeçilmez yemeklerden birkaçı. Tabi ki İzmir mutfağı bu kadar dar bir çerçeve ve makaleyle anlatılamaz. Fakat sizin de dikkatinizi çekmek isterim ki, ele aldığım yemekler, başka yöre ve bölgelerde görünmesine rağmen İzmir Mutfağında can bulmaktadır. Ben de bu mutfakta can bulan yemeklerden bir derleme yapıp, yemekleri ve memleketimi tanıtmak istedim. 
    İzmir’in tarihçesinde de belirttiğim gibi, İzmir farklı kültürlerin yaşadığı ve izlerini bırakıp, kültürel mirasa katkıda bulundukları bir şehir.   
    Peki bu katkıyı hangi etnik gruplar yapmıştır? Bu sorunun cevabını bize bugüne kadar İzmir’de yaşamış olan, Rumlar, Yahudiler, Ermeniler, Yunanlılar, İtalyanlar, Fransızlar, Osmanlı halkından olmayan yabancılar ve Balkan göçmenleri vermektedir.
   Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, İzmir’de yaşan ya da yaşamış olan kültürlerin, yemeklere, sanata, ekonomiye, modaya ve en önemlisi sosyal hayata ve ilişkilere büyük ölçüde katkıları olmuştur. 
     İncelemeye çalıştığım yemek adlarına da bakacak olursanız, etimolojik olarak kökenlerinde, Yunan, Rum, İtalyan, Bulgar ve Balkan ülkelerinin esintilerini bulacaksınız. Sadece etimolojik anlamda inceleme yapmamak adına, yemek adlarının çok yüzeysel olsa da anlam ve oluşum yönlerini de ele almaya çalıştım.
       Umuyorum, kısa da olsa vermeye çalıştığım bu bilgiler yararlı ve açıklayıcı olur.


KAYNAKÇA: 
TUNCER, Gülensoy Türkiye Türkçesindeki Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Ankara, Türk Dil Kurumu, 2007
Türkiye Türkçesindeki Türkçe Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Ankara, Türk Dil Kurumu, 2007,   
TDK’nın  XII Ciltlik Derleme Sözlüğü.
Eren, Hasan Etimolojik Sözlük, sayfa: 231, yıl: 2009
Eren, Hasan Etimolojik sözlük, sayfa: 245, yıl: 2009
TUNCER, Gülensoy Türkiye Türkçesindeki Sözcüklerin Köken Bilgisi Sözlüğü, Ankara, Türk Dil Kurumu, 2007
Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü, NİŞANYAN, Sevan 
Türkiye Türkçesi Ağızlar Sözlüğü- İnternet 
TDK’nın Türk Lehçeleri Sözlüğü- İnternet
TDK’nın Güncel Türkçe Sözlük- İnternet 
Eren, Hasan Etimolojik sözlük, sayfa: 351

15 Kasım 2013 Cuma

Werther'in Sesinden

25 yaşında, bu kadar güzel bir trajedi yazabilecek kadar, ne yaşamış olabilir bir yazar? Goethe'den bahsediyorum. Uzun zaman önce okuduğum 'Genç Werther'in Acıları' kitabı üzerine bir şeyler karalamamak, eksik bıraktı yazın tarafımı. Üzerinde konuşacak ya da yorumlar yapacak kadar, hadsiz bir kalem değilim ama, kalemimin satır satır çizdiği cümleleri, düşünceleri paylaşmak, yazılabilecek yüzlerce sayfa yazıdan daha anlamlı olacağı kanaatindeyim. 

Werther'in  ya da Goethe'in aşkına, sanatına, felsefesine,acısına, varoluşuna, din hakkındaki düşüncelerine ve ölüm gibi korkunç ve soyut bir eylemi bu denli güzelleştirip, somutlaştırmasına, yürekten saygılarımla...
Umuyorum bu ilahi ve lirik cümleler, sizin de ruhunuzu meşgul eder.   


                  # Eğer insanlar sürekli geçmişi hatırlamak yerine şu günlerin tadını çıkarsalardı bu kadar acı çekmezlerdi. 
                 
# Bu cennet gibi güzel yerde yalnızlık benim için bulunmaz bir şifa kaynağı oluyor. 
              
  # Sakin benliğime öyle gömülmüştüm ki, sanatım bundan zarar görüyor. Değil resim yapmak, tek çizgi bile çizmedim. Ama şimdiye kadar hiç bu kadar iyi bir ressam olamadım. 
           
    # Ruhun sonsuz, yüce bir varlığın olduğu gibi kağıt da ruhumun aynası olabilseydi. 
            
  # Kitapları göndereyim mi, diye soruyorsun. Allah aşkına dostum, onları bana yaklaştırma! Ben artık yönetilmek, coşmak istemiyorum. 
          
   # Artık hiçbir yerde bulunmayan bir şey arıyorsun. 
            
 # İçimizin rahat ettiği zamanlardaki sükunet, tevekküle sığınmaktan ileri geliyor. 
          
  # Değersiz meşguliyetlerine veya basit heveslerine büyük payeler veren, bunları insanlığın kurtuluşu ve selameti için yapmış büyük fedakarlıklar gibi gösterenlere ne mutlu! 
           
#  Onun tavırlarını, sesinin ahengini, gözlerindeki gizli ateşi bütün canlılığıyla sana anlatabilmem için büyük bir şairin kudretine sahip olmam gerek. 
           
# Ateşli duyguların, sıcak ve yakıcı isteklerin bu kadar temiz anlatıldığını hayatımda görmedim ki, onların bu kadar temiz olabileceğini hiç düşünmemiştim. 
          
 # Sevinçliyim, mesudum ama iyi bir hikaye yazarı değilim. 
          
 # Tanrının sadece sevgili kullarına bağışladığı mesut günler yaşıyorum. 
        
  # Tanrı bize nasıl davranıyorsa öyle muamele etmeliyiz. 
         
 # Aşksız yaşamak neye yarar. Wilhelm! Sihirsiz fener ışıksız olur mu?  
         
 # Çabalama bir kuvvetse, üstün bir gayret neden bunun aksi olsun? 
        
  # Nasıl oluyor da insanı mutlu eden bir şey aynı zamanda onun felaketinin de kaynağı oluyor? 
        
  # Doğduğum yere yaptığım ziyareti Hacca giden birinin duyguları içinde tamamladım. 
        
  # Çok şeye sahibim. Ama onu düşünmek her şeyimi silip götürüyor. Nelerim var! Fakat onsuz her şey bana hiç oluyor.  
        
 # İnancın, mecalsiz kalanlara destek, susuzluktan cayır cayır yanan yüreğine su serpecek bir kaynak olduğunu anlıyorum. Ama, acaba bu herkese nasip olmuş mudur, olacak mıdır? Şu koca dünyaya bir göz at! Binlerce insanın bundan nasibini almadığını göreceksin. 
      
  # İnsanın alın yazısı, nasibini aldıktan sonra göçüp gitmekten başka nedir ki? Bu kadehten içenler, peygamberin bile yüzünü acıdan buruşturmuşken, ben niçin büyüklük satıp, bundan tat aldığımı göstermeye kalkışayım? 
       
  # Bir tutsağın rüyasında, sürülen çayırlar ve şerefli günler görmesi gibi, içimde geçmiş zamanın pırıltısı belirdi. 
       
   # Canım bir rüya gibi çekiliyor.